FS

Yepyeni web sitemizle ve beklenen blog yazısıyla sonunda sizlerleyiz… İlk yazı malum ne yapsak ne anlatsak derken aklımıza birşey geldi. Dedik sandık sakinlerine hem bizim ‘bir arkadaş’tan bahsedelim hem de Fotoğraf Sandığı nasıl kurulmuş onu anlatalım.

Herkes hazırsa zaman yolculuğumuz başlasın…

Hoooop!

Sene: 2002
Bilenler bilir, biz ikimiz lise arkadaşıyız. O yıllar kapağı(!) üniversiteye atmışız. Birimiz Ege’deyiz diğerimiz Dokuz Eylül’de ama o sıralar Dokuz Eylül’ün bazı mühendislik bölümleri Ege Kampüs’ün içinde, yani üniversitede de dostluğumuz sıkı fıkı devam. Ortak bir arkadaşımız Dokuz Eylül Fotoğraf Topluluğu’na (DEFOT’a) üye olmayı düşündüğünü söyleyince içimizdeki fotoğrafçıya dokunmuş olacak ki kendimizi bir anda tanışma toplantısında buluverdik. O toplantıdan sonra biz de artık DEFOT’un birer üyesi olmuştuk. İşte ‘bir arkadaş’la tanışmamızda bu kadar eskiye dayanır. Kendisi DEFOT’un kurucularından, malum ilk topluluk başkanı, eğitmeni, proje insanı, araştırıp paylaşanıymış. O kadar eskiye dayanan elbette koca bir grup var anlatılması gereken ama içlerinden biri olmasaydı biz belki de bugün fotoğrafçı bile olmayacaktık. Kendisi bizim E’sensei’mizdir. O bizim topluluğa kabul anahtarımız oldu. ‘Çömez’leri olarak bizi fotoğrafla ilk tanıştıran kişi de ondan başkası değildir. Cumartesileri teorik derslerle, pazarları da gezilerde pratik eğitimlerde geçiyordu. Fotoğrafı öğreniyor ve bundan oldukça keyif alıyorduk. Fotoğraf çekiyor, E’sensei eşliğinde karanlık odada banyo yapıyor ve baskı alıyor, çektiğimiz fotoğraflar üzerine konuşuyor, toplulukça sergilere, fotoğraf günlerine gidiyorduk. Bu DEFOT bir harikaydı. Böylelikle koca bir sene geçmişti bile. Sıra ikinci seneye geldiğinde biz daha nasıl olduğunu anlamadan nur topu gibi bir projemiz olmuştu. Konu: Huzurevi… Sevgili E’senseimizin önderliğinde ‘bir arkadaş’ın kulağına proje fikri gitmiş, o da tam desteğiyle yanımızda bitivermişti. Sanki onlar bizden daha heyecanlı gibiydiler…

‘Bir arkadaş’ proje sorumlumuz olmuştu, ‘çok güzel bir proje olacak, ben size yardımcı olacağım, fotoğrafları beraber seçeceğiz.
…Sakın bana yaşlı portreleriyle gelmeyin, onu herkes çeker.

…Gerekirse tek bir fotoğraf bile çekmeyin, oturun orada onları dinleyin, hikayelerini öğrenin, onları anlamaya çalışın…’

diye diye biz 6-6,5 ayımızı beraber çalışarak geçirdik. İlk başlar zordu, yani ne çekebilirdik, nasıl çekerdik, onları anlamak nasıl olacaktı? Gittiğimiz ilk gün ne yapacağımızı bilmez bir halde bir masaya oturmuş ve öylece kalmıştık. Sonraları taşlar tek tek yerine oturmaya başladı. Biz dört kişi haftanın en az iki gününü huzurevinde geçiriyorduk ve onlarla yaşamayı anlıyorduk. ‘Bir arkadaş’ proje süresi boyunca her çektiğimiz filmin kontakt baskısına (negatiflerin fotoğraf kağıdına baskısı) tek tek bakıyordu. Fotoğraflar üzerine uzun uzun tartışıyorduk. Bize bildiklerini anlatıyordu cömertçe. Tabi ki E’sensemiz de farklı açılardan yaklaşıp ufkumuzu genişletmeye devam ediyordu. Nihayet huzurevindekilerin yaşamlarına dair bir hikaye elde etmiştik ki, sıra sergi için isim bulmaya gelmişti. Biz türlü isim denemeleriyle parçalanırken ‘bir arkadaş’ yine yetişti yardımımıza. ‘İçeri(k)de Yaş(l)antı olsun’ dedi, öyle oldu da… Sonra sıra sergi salonu aramaya geldi. Portfolyomuzu beraber hazırladık, sergi salonlarını beraber dolaştık. Afişimizi, davetiyemizi hep ‘bir arkadaş’ tasarladı. O zamanlar siyah-beyaz negatifleri kendimiz, karanlık odada basardık, fakat bizimkisi en az 50 fotoğraflık büyük bir sergi olacağından bu baskı işi zor olacaktı. O nedenle öncesinde hummalı bir çalışmaya girişip negatifleri taramış, ışık ayarlarını düzeltip diğer gerekli işlemleri photoshop’ta yapmıştık. Cuma günü baskıları dijital olarak alıp Pazartesi’ye sergiyi açacaktık. Sonunda her şey tamamdı. Ta ki baskıları görene kadar… Siyah beyaz olması gereken baskılar utanmasalar renkli olacaklardı, gerçekten kötüydüler. Ve ‘bir arkadaş’ o soruyu sordu; ‘bir çılgınlık yapalım mı?’ Sorduğu soru gerçekten çılgıncaydı. Cuma gecesiydi, 50 fotoğraf karanlık odada basılacaktı, sergi baskısı yapabilen sadece E’sensei ve ‘bir arkadaş’tı toplulukta. Sergi sonrası işlemleri de düşünüldüğünde ortalama 7-8 kişi 2 gün boyunca ciddi şekilde çalışacaktık. Çalıştık da… En son Pazartesi sabahı şafak sökerken bir çılgınlıkla imkansızı başarmıştık. Sergimizi açmıştık ve bunu ‘bir arkadaş’la E’sensei sayesinde yapmıştık. İlerleyen yıllarda birimizden topluluğa başkan, diğerimizden eğitmen yaptılar. Hep yanımızda yöremizde ‘Yaparsın Ayso, ne var? Anlatırsın Aslı, çok kolay, kasma bu kadar’ diye diye desteğini devam ettirdi ‘bir arkadaş’. Yıllar geçerken elinde yeni projelerle geliyordu. ‘Özportre’ çekelim diyordu, sonra gelip ‘Yakınlaşma’ ile ilgili atölye çalışması hazırlıyordu. Araştırıyor, öğreniyor, kendi kafasında şekillendirip bizlerle paylaşıyordu. İlk önce proje üzerinde konuşuyorduk, sonra çekimleri yapıp, hemen banyolar, kontaktlar derken bu sefer çektiklerimizin üzerinde tartışıyorduk. Günler geçiyor, biz topluluk yaşantımıza devam ediyorduk zira zamanda bu arada boş durmuyordu, arkamızdan itekliyordu. Önünde sonunda mezuniyet bizi bekliyordu. Velhasıl bu geçen zamanda, ‘bir arkadaş’ birkaç arkadaşla bir reklam ajansı açtı ve artık belgesel fotoğrafı bıraktığını söyledi, haliyle bu duruma üzülmeyen DEFOT’lu kalmadı. Kararına saygı duyduk duymasına da bir rivayete göre o ‘bir arkadaş’ bir gün geri dönecektir belgesel fotoğrafa…

 

Sonuçta okullar bitti, aradan biraz zaman geçti, biz bir dönüm aşamasına gelmiştik ki ‘bir arkadaş’ yine yanımızda tam desteğiyle bitiverdi: ‘Yaparsınız tabi, niye yapamayacaksınız?’ İşte o karar Fotoğraf Sandığı’nın kuruluşuydu… Anladığınız üzere, dijital çocuğu değiliz biz, karanlık odada montaj bile yapardık ama konu photoshop olunca eh biraz acemiydik. ‘Öğrenirsiniz, ben size yardımcı olurum’ dedi. İlk albümümüzü tasarladık, gösterdik, ‘şöyle mi yapsanız’ diyerek tüm albümü bize baştan yaptırdı. Bugün size gururla gösterdiğimiz albüm çalışmalarımızın temellerini de ‘bir arkadaş’ atmıştır yani. Yeri gelmiştir ekipmanlarını vermiştir bize, yeri gelmiş stüdyomuzu kurmuştur, yeri gelmiş fotoğraf makinalarımızla bilgisayarlarımızı beraber seçmişizdir. Tam 14 yıldır bulunduğumuz noktaya gelmemizde emeği tartışılmaz. Bugün varsak ve ‘mutlu günlerinizi’ fotoğraflıyorsak arkamızda dağ gibi ‘bir arkadaş’ var. Bir arkadaş dediysek o lafın gelişi, yoksa o bizim her şeyimiz, dostumuz, öğretmenimiz, süper kahramanımız, yol arkadaşımız… İşte şimdi görmüş olduğunuz bu web sitesi de onun eseri, bizden daha çok çalışarak siteyi hazırladı. ‘Kızlar blog’a yazı yazın’ diye diye de sonunda yazıyı yazdırdı. Bu yazı olsa olsa ona koca bir teşekkür yazısı olabilirdi.

Yazdıklarımız seni anlatmaya hiçbir şekilde yetmez Sevgili Umut Boyunsuz ama iyi ki varsın, iyi ki dostumuz, iyi ki öğretenimizsin. Desteğin, inancın, güvenin için sonsuz teşekkürlerimizle…

Diğer kocaman bir teşekkür de E’senseimizden yani Esen Koç’umuzdan başlayarak tüm DEFOT’lulara olsun. Biz bi ‘koda’nın (karanlık odanın DEFOT’çası) içine, önüne, çevresine çok anı, bol güzellik, nice kahkaha, güzel dostluklar sığdırdık ve o güzel topluluk ruhu bizi bugün Fotoğraf Sandığı yaptı. O nedenle güzel topluluğumuzun güzel üyeleri herbirinize ayrı ayrı teşekkürlerimizle…